İslam’da Taklidin Yeri

Bismillahirrahmanirrahim

Euzu billahi minel şeytanir racim

Ve sallallahu ala Muhammed ve Âlihi Muhammed vel e’imma vel Mehdiyyin ve sellim teslimen kesira

 

Hz İbrahim (a.s) ve onun aziz soyuna,

Hz Muhammed (s.a.v) ve Hz Ali (a.s)’ın aziz soylarına,

Ve onlar gibi,

putları kırmak isteyenlerin anısına hediye edilmiştir…

Kendilerine fakih diyen alimler, insanları yanlış yoldan çıkartmak ve onları kendilerine bağlamak için, bilmeyerek kendilerini taklit ve takip edilmek için, bazı ayetler ve hadisleri kullanarak,insanları yoldan çıkarmaktadırlar. Ve dediklerine göre, eğer bir müslüman bir müçtehidi taklit etmez ise, amelleri Allah’u Teâlâ’dan kabul görülmez, yani taklit etmek ve bir müçtehide bağlı kalmak ve onun risalesini yerine getirmek, her bir müslüman için farzdır ve insanlar bu konudaki Allah’ın ayetlerini ve Ehlibeytin (a.s) hadislerini araştırmadan ve düşünmeden, dinin temeli ve ayrıntıları konusunda müçtehitleri taklit ve takip etmektedirler. Bu bölümde bu konuyu ele alacağız inşAllah. Bildiğiniz gibi Kuran’ın tefsir ve tevilini sadece rasehun olanlar (din de ilmi derinleşmiş olanlar) yapabilmektedirler.

O, sana Kitabı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihdir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabihayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah ve İlimde derinleşmiş olanlar bilir (Rasehun). “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. Âl-i İmrânSûresi ( 7)Ayet

Şimdi bu rasehun yani ilimde derinleşmiş olanların kim olduklarına bakalım, zira onlar dışında kim tefsir ve tevil yapmaya kalkarsa, Allah’u Teâla kalplerinde fitne olduğunu söylemektedir.

Hz Ali (a.s) buyurur: Ehli Beyt (a.s)dışında kendilerini rasehun (İlimde derinleşmiş olanlar) sananlar neredeler, zira bizlere sitem etmekte ve yalanlamaktadırlar. NehculBelaka C 2 S 27 144 Hutbe

İmam Bakır (a.s) buyurur: İlimde derinleşmiş olanalar (Rasehun) biziz ve biz tevil ve tefsirini biliriz.VesaUlulşiaC 27 S 198

İmam Sadık (a.s) buyurur: İlimde derinleşmiş olanlar (Rasehun), Hz.Emirül Müminin Ali (a.s) ve onun evlatlarından olan İmamlardır (a.s). Usul KâfiC1 S213 VesaululŞia C 27 S 179

O zaman tefsir ve tevilini sadece peygamber ve onun aziz ailesinden almamız lazım, zira onlar dışındaki herkesin kalbinde fitne vardır.

Şimdi kalbinde fitne olanların bazı ayet tefsirlerine bakacağız.

(Ne var ki) müminlerin hepsi toptan göç edemezler. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar. TevbeSûresi 122 Ayet

Ve bu günün müçtehitleri bu ayeti şöyle tefsir etmektedirler: Herkesin din konusunda bilgin ve âlim olmasına gerek yoktur sadece içlerimizde bir takım kişiler dinde bilgi sahibi olacaklar ve diğer insanlar onları taklit edecekler.

Bu ayetin tefsiri hakkında Ehli Beyt (a.s) ne buyurmuş:

Ali bin Ebu Hamza der ki: İmam Sadık (a.s)’ın şöyle söylediğini duydum: Allah’ın dininde bilgi edinin, zira kim Allah’ın dininde âlim ve bilgin olmazsa, sahrada başıboş gezenler gibi olacak. Ve Allah da kitabında şöyle buyurmuş: Din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olun ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.Usul Kafi C 1 S 31

Yakup bin Şuayb der ki: İmam Sadık (a.s)’a arz ettim. Herhangi bir İmam (a.s)’ın başına bir hadise gelirse ve vefat ederse halk ne yapsın? Buyurdular; Allah azze ve celle buyurdu: (Ne var ki) müminlerin hepsi toptan göç edemezler. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar. Ve şöyle devam ettiler; göç esnasında seferde olanlar yeni bilgilere ulaşamayana kadar yaptıkları ameller hususunda günah sayılmayacaktır ve onları bekleyenler ise onlar dönene kadar onlara da günah sayılmayacaktır.Usul Kafi C 1 S 378

Abdullah-i Ali der ki: İmam Sadık (a.s)’a normal bilgi sahibi insanlar hususunda soru sorduğumda şöyle buyurdular: Resulullah (s.a.a.s) buyurdu: Kim ölürse ve İmamı olmazsa, cahiliyet döneminde ölmüş gibi olacak. Allah’a ant olsun sordum; bir İmamın vefatında Horasan’daki erkek, o imamın vasisini tanımıyor ve bilmiyor. Bu uzaklıktan ötürü, onun yeni bilgiler konusunda sorumluğu düşer mi? Ve buyurdular: Onun için bir sorumluluk olmaz ve ona yetişmemiş bilgi ve haberden sorumlu tutulmaz ancak bir İmam vefat ederse onun şehrinde yaşayanlar için sorumluluk olacak. Zira vasisi o şehirde olacak ve o İmamın şehrinde olmayan insanlar için onun vefat haberini aldıkları zaman, kendi şehirlerinden göç edip, İmamın şehrine gidip yeni bilgileri almaları lazım. Zira,Allah’u Teâlâ şöyle buyurdu: (Ne var ki) müminlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.Usul Kâfi C 1 S 378

Muhammed bin-i Müslim der: İmam Sadık (a.s)’a sordum: Eğer bir İmam vefat ederse ve insanlar bir sonraki imamı tanımazlarsa onların bu bilgisizliğinin özrü olacak mı?İmam (a.s): Medine şehri için bu özür olmayacak ve onların sorumluluğu diğer şehirlerde ki gibi onlara yetişinceye kadar olacak. Zira, Allah’u Teâla buyurdu: (Ne var ki) müminlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.Usul Kâfi C 1 S 378

İmam Sadık (a.s) buyurur: Allah’u Teâla buyurdu: Bilmediğin bir hususu zikir ehlinden sorun. Ve buyurdu: (Ne var ki) müminlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar. Ant olsun sizin için bizden bilmediklerinizi sormak farz ve vaciptir. Tefsir-ulAyyâşî C 1 S 261 – BesairülDerecat S 59 –BiharülEnvar C 23 S 183

Ayetler konusundaki Ehli Beyt (a.s)’ın tefsirlerinde hiçbir zaman birileri dini öğrensin ve diğer insanlar da taklit etsinler diye bir söz edilmemiştir, hâlbuki tam tersi öğrenmenin herkese farz ve vacip olduğunu söylemişler ve bu ayetin Allah’ın yeryüzündeki hüccetinin vefatı için indiğini söylemişler ve Allah’ın hüccetinin şehrinde yaşamayanların o şehre hep beraber gidemedikleri için, içlerinde sefer edebilecekleri, gidip bilgileri alıp gidemeyenlere versinler diye, buyurmuşlardır ve iki hadiste de, dinde araştırmayı ve öğrenmeyi emrediyorlar ve öğrenim için kendilerinden başka hiçkimseye emretmemişlerdir.

Müslümanlara dinde ilim öğrenmeyi emreden hadisler

Resulullah (s.a.a.s) buyurdu: Dinde öğrenci olmak her müslümana farzdır ve Allah öğrencileri sever. ÜsulKafi C 1 S 30

İmam Sadık (a.s) buyurdu: Öğrenci olmak farzdır. ÜsulKafi C 1 S 30

Mufaddal der ki: İmam Sadık’tan(a.s) duydum: Sizlere Allah’ın (svt) dininde alim olmak ve sahrada gezinenler (başı boş dolaşan bir kimse) gibi olmamak farzdır, zira Allah’ın (svt) dininde alim olmayanlar, kıyamet gününde Allah onlara teveccüh etmez ve onların amellerini temiz saymayacaktır. ÜsulKafi C 1 S 31

Bu hadislere göre Allah’ın dininde bilgi edinmemiz farzdır .

Eğer bilmiyorsanız zikir Ehline sorun.

NahlSûresi43 – EnbiyâSûresi7

Ve gene sapkınlığın önderleri, kendilerini zikir ehli olarak insanlara tanıtmaktadırlar. Hâlbuki, hadislerde zikir ehli, sadece peygamber efendimiz (s.a.a.s) ve onun aziz Ehli Beytinden (a.s) başka kimse değildir.

Emirül Müminin Ali (a.s) “Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun” ayeti hakkında şöyle buyurdu: Zikir ehli biziz. BiharülEnvarC 23 S 186– KenzelFevaidS 162

Hz Ali (a.s) buyurdu: Zikir Resullullah’tır (s.a.v) ve biz de onun ehliyiz. BiharülEnvar C 23 S 184

İmam Bakır (a.s) “Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun” ayeti hakkında şöyle buyurdu: Resullulah (s.a.a.s) ve onun Ehli Beyti (a.s) zikir ehlidirler ve onlar İmamlardır (a.s). BesairülDerecat S 60 BiharülEnvar C 23 S 179

İmam Sadık (a.s)“Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun” ayeti hakkında şöyle buyurdu: Zikir Resullullah’tır ve biz de onun ehliyiz ve biz soru sorulanlarız. BesairulDerecatS 60 – BiharülEnvarC 23 S 179

İmam Rıza (a.s) buyurur: Allah’u Teala buyurur: ”Zikir Ehline sorun” ve onlar İmamlardır (a.s). Eğer bilmiyorsanız ! İnsanların, İmamlar’dan (a.s) soru sormaları farzdır. BesairülDerecatS 62 – BiharülEnvarC 23 S 176

İmam Rıza (a.s) buyurur: Allah’u Teala buyurur: “ Eğer bilmiyorsanız Zikir Ehline sorun” ve buyurdu: Allah’ın dininde bilgi edinmek için niye her kavimden bir grup göç etmiyor ki dönüşlerinde kendi kavimlerini ikaz etsinler? Ant olsun soru ve sualleriniz için bize başvurmanız vacip ve farzdır. Tefsir-ulAyyâşîC 2 S 261 – BesairülDerecatS 59 – BiharülEnvarC 23 S 18

Delalete Düşen Fakih ve Müçtehitlerin, insanları onunla yönetmeye çalıştıkları hadisler

BiRiNCi HADiS

Hz Mehdi a.s, büyük gaybete geçmeden önce, vekiline göndermiş olduğu mektubunda şöyle buyurmuş: Havadisler zamanında hadis ravilerimize müracaat ediniz… Ve bu mektubun, Delalete Düşen Fakih ve Müçtehitler gibi bir bölümüne değil, tümüne birden bakacağız.

İshak bin Yakup’tan şöyle rivayet edilmiş: Muhammed bin Umman Ömeri (Hz. Mehdi’nin ikinci vekil ve naibi)’nden bazı sorularım hakkında bir cevap versin istedim ve o zaman Hz.Mehdi’den (a.s) kendisinin el yazısını barındıran bir mektup getirdi…. Havadisler zamanında hadis ravilerimize müracaat ediniz ki, onlar benim ve sizin aranızdaki hüccettirler ve ben de Allah’ın hüccetiyim. Ve ama, Muhammed bin Umman Ömeri (Hz. Mehdinin ikinci vekil ve naibi), Allah ondan ve babasından ki; ondan önce idi razı olsun; o benim güvendiğimdir ve onun emri benim emrimdir. Ama humus ki, ben onu Emrimizin zuhuruna kadar, Şialarım için helal ettim. Ta ki; nesillerinin veladeti tertemiz olup, kirli nesil ve evlat bırakmasınlar. Gaybet-i Tusi S 290 – Kemalul Din S 483

Görüyoruz ki bu mektupta, İmam (a.s) herhangi bir sorunda bizi hadis ravilerine müracaat etmemizi emretmişler ve kendisinin emrini taşıyan kişiler İmam (a.s)’ın kısa veya küçük gaybetinde olan naibleri idiler. Zira, İmam (a.s) hadis ravilerine müracaat edin dedikten hemen sonra, bu ravilerin kimler olduğunu, isimleri ile buyurmuş ve tayin etmiştir. Yani birinci ve ikinci naibin emri, İmam’ın (a.s) emri olduğunu söylemektedir. Yani hadisi nakleden herhangi bir ravi değil. Zira, İmam’ın naipleri, İmam (a.s)’la irtibatlı oldukları için, hadisleri kendisinden bizlere naklediyorlardı ve naipler de, kendilerinden herhangi bir hüküm vermiyorlardı ve İmam’ın (a.s) dediklerinden başka hiçbir şey söylemezlerdi. Sadece İmam’ın (a.s) emirlerini halka iletiyorlardı.

Farzı misal, eğer büyük gaybet’te hadis ravilerine müracaat edilir desek bile, mektupta bahsi geçen konudan anlaşıldığı gibi, hiç bir ravi kendinden bir karar vermemiştir. Zira, ravi ona gelen haberi olduğu şekilde intikal etmekle mükelleftir. İmam (a.s)’ın naibinden sorular sorulduğunda, İmam’ın (a.s) mektubuna arz ederek, cevabı o mektup üzerinden vermiştir ve İmam’ın (a.s) bütün naiplerinin hiçbiri, kendilerinden İslam’a birşey katmamışlar ve bütün meselelere, Ehli Beytin (a.s) rivayetlerini naklederek, konuların hükmünü vermişlerdir. Ve bu hükümleri de, Hz. Mehdi (a.s) tarafından alarak, insanlara ulaştırmışlardır.

Ancak bu mektupta çok önemli bir konu geçmektedir. Mektupta İmam (a.s), Humusu, Zuhur Emri başlayıncaya kadar helal etmiş olduğunu söylemektedir. Ancak bugünün âlim ve müçtehitleri, bu konu ile ilgili insanlara hiçbir şey söylememektedirler. Ve humus almaya devam ederler ve bunu farz kılarlar ve bu şekilde de, Hz. Mehdi’nin (a.s) Emrine karşı gelmektedirler.

iKiNCi HADiS

Bu hadiste İmam Hasan Askeri (a.s) tarafından nakledilen bir hadise bakacağız. Bu hadiste, İmam (a.s) herkese fakihler ve âlimler, taklit edilsin diye emretmektedirler.

İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdu: İmam Sadık (a.s) buyurdu: Bizim normal insanlarımız ve âlimlerimiz ve Yahudilerin normal insanları ve âlimleri arasında bazı konularda benzerlik ve bazı konularda da farklılıklar vardır. Bizim normal insanlarımız,Yahudilerin normal insanları gibi, alimlere yaptıkları taklit yüzünden suçlanmıştır… Fakih ve âlimler arasında, nefsinin ve heveslerinin önüne geçebilen ve dinine sahip çıkabilen ve Mevla’sının emrine itaat edebilen biri çıkarsa, insanlar eğer isterlerse onu taklit edebilirler. El İhticac C 2 S 263

Bu hadiste gördüğünüz gibi, İmam Hasan Askeri (a.s), İmam Sadık’tan (a.s) hadis nakleder ve onun hadisinde taklidin, İslam âlemi tarafından suçlandığını söyler ve sonra da, eğer insanlar isterse taklit edebilirler cümlesini kullanır. Yani nasıl olur da, hadisin başında karşı çıkarlar ve sonra teyit ederler? Acaba birileri hadisi değiştirmiş olmuş olmasın?

Zira bu hadisin son kısmı, yani (Eğer insanlar isterse taklit edebilirler) kısmı, Kuran’a karşıdır. Zira taklit felsefesinde, eğer taklit ettiğiniz bir şahıs, sizi yanlış yönlendirirse, günah onun boynuna yazılır mantığı mevcut. Ancak, Kuran-ı Kerim, bunun tersini söylemektedir.

Allah kimseyi gücünün yettiğinden başkasıyla mükellef kılmaz (sorumlu tutmaz). Kazandığı (dereceler) onundur ve iktisap ettiği (kazandığı negatif dereceler) de onundur (sorumluluğu onun üzerindedir). Rabbimiz! Şayet unuttuysak veya hata yaptıysak bizi ahize etme (sorgulama). Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi, bizim üzerimize ağır yük yükleme. Rabbimiz, takat (güç) yettiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme. Ve bize af ve mağfiret et ve bize rahmet et (Rahîm esması ile bize tecelli et, rahmet nurunu gönder). Sen bizim Mevla’mızsın. Artık kâfirler kavmine karşı bize yardım et. BAKARA – 286

V e dikkat edilmesi gereken ikinci nokta ise, hadisin sonunda, eğer insanlar isterlerse, kelimesi kullanılmıştır. Ancak müçtehitler, taklit edilmeyi farz ve vacip kılıyorlar ve eğer taklit etmezseniz, amelleriniz Allah nezdinde hesaplanmaz diyorlar ve amelleriniz boşa çıkar diyorlar. Taklit edilmesi gereken kişiler için, hadisin devamında bazı özellikler söylenmiştir. Ve bununla ilgili belirtmemiz gerekir ki, insanların yalnız oldukları zaman, onların nefislerine karşı gelebilmesinden, sadece Allah’u Teâlâ haberdardır. Ve biz insanlar, bunu hiçbir zaman bilemeyiz. Zira, biz mutlak görüş ve bilgiye sahip değiliz ve insanların kalbini ve onların gizli amellerini göremeyiz ve bunları görebilen tek kişi Allah’tır, biz değil. Ve Kuran-ı Kerim’in emrine bağlı kalmamız gerek. Çünkü kişileri sadece Allah, peygamber (s.a.v) ve emir sahipleri, yani Ehli Beyt (a.s) olarak sıralamıştır.

Sizin veliniz evvel Allah (svt), sonra Resul’ü, sonra o iman etmiş olanlardır ki, namaza devam ederler ve rükû halinde zekât verirler.Maide 55

Ehlisünnet âlimlerinden, Suyuti’den ve bir çok Şii kaynağından da, bu ayet ile ilgili şöyle rivayet edilmiştir: Hz. Ali (a.s) namazda iken, bir fakir (sail) gelir ve yardım talep eder ve Hz.Ali (a.s) rükûda iken, yüzüğünü ona sadaka olarak verir ve peygamber efendimiz (s.av) o fakiri görünce bu yüzüğü kimden aldığını sorar. Fakir de, rükûda olan kişi verdi der ve bu esnada bu ayet iner. Eldaromensever Cilt 2 Sayfa 293- seyhVahediEbabulNuzul Sayfa148- seyh Zem haşeri Tefsir fehrirazi Cilt 12 Sayfa 26

Ey iman edenler! Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan Emir sahiplerine de. NİSÂ – 59

Ey Ehl-i Beyt! ((Ey peygamber ailesi!)) Allah’ın istediği, sizden kirliliği gidermek ve sizi tertemiz kılmaktan ibarettir. Ahzab33

ÜÇÜNCÜ HADİS

Delalete Düşen Fakih ve Müçtehitlerin, insanları yönetmek için getirmiş oldukları delillerden biri de, İmam Sadık (a.s) tarafından nakledilen bir hadistir. Ve bu hadisin de, önceki hadisler gibi, bir bölümünü kullanırlar ve hadisi yarım yamalak bir şekilde insanlara sunarlar. Naklettikleri hadis şöyledir:

İmam Sadık (a.s) buyurdu: Hadislerimize rivayet edenler, eğer bizim helal ve haramlarımıza bakıp, hükümlerimizi anlarsa, insanların, onların hükümlerine razı olmaları gerekir. Doğrusu, ben onları sizin hâkimleriniz olarak tayin ettim. Eğer bizim emrimiz doğrultusunda hüküm verilirse ve içinizden biri bunu kabul etmezse, doğrusu Allah’ın hükmünü hafife almıştır ve bizi reddetmiştir ve bizi reddeden, Allah’ı reddetmiştir ve bu Allah’a ortak koşmanın sınırındadır.

NOT: Şimdi, bu hadisi tam olarak eksiksiz okuyalım.

Ömer bin Hanzale der: İmam Sadık’tan (a.s) sordum: Bizden iki kişi, kredi ve kalan miras konusunda, fikir ayrılığına düşerse ve hâkimler ve sultanların nezdine hüküm almak için giderse, caiz midir? Buyurdular: Eğer hak ve batıl konusunda, bizim dışımızda, tağut (bizden olmayan ve izin sahibi olmayan hükümetler ya da batıl hükümetler) nezdine giderlerse ve onlara bir hüküm verirlerse ve bu hüküm hak dahi olsa, haram mal elde etmiş gibi olacaktır. Zira bu hüküm, Tağutun Hükmü olacak ve zira Allah’u Teâla, Tâğûtu tanımamız gerektiğini emretmiştir:

(Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u tanımamaları kendilerine emir olunduğu halde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.Nisâ Sûresi60.

Ve o zaman ne yapabileceklerini sorduğumda şöyle cevap verdiler :

İçinizden olan birini seçin, hadislerimizi rivayet edenler eğer bizim helal ve haramımıza bakıp ve hükümlerimizi anlarsa, insanların, onların hükmüne razı olmaları gerekir. Doğrusu ben onları, sizin hâkimleriniz olarak tayin ettim, eğer bizim emrimiz doğrultusunda hüküm verilirse ve içinizden biri bunu kabul etmezse, doğrusu Allah’ın hükmünü hafife almıştır ve bizi reddetmiştir ve bizi reddeden Allah’ı reddetmiştir ve bu Allah’a ortak koşmanın sınırındadır. Usul Kafi C 1 S 67

Bu tayin ettikleri hâkim, bir ülkenin hâkimi veya şeriat konusunda hüküm veren ve onlarla her konuda teslim olabileceğimiz bir hâkim değildir. Zira sadece Ehli Beytin (a.s) vermiş olduğukararları aktaran bir hakem vasfında olacak ve Ehli Beytin (a.s) dışında kendinden hüküm vermeyecektir. Zira bir takım hadiste, Fetva vermeyi, Ehli Beyt (a.s) kınamışlardır.

Hz. Ali (a.s) buyurdu: Kaim ayaklandığında fetva ehlinden intikam alacak. Onlar bilmeyerek kendilerinden fetva veren kimselerdirler. Fetvayı verenlerin ve onların peşinden gidenlerin vay olsun haline. Din eksik miydi ki onlar tamamlamaya çalıştılar yada dinde yamukluk mu vardı ki onlar düzeltmeye çalıştılar. BeyanolAemme(a.s) Cild 3 Sayfa 298..Elzamol nasebCilt 2 Sayfa 200.. Yomol Hilas Sayfa 410

Hükümleri akıl ile çözümlemek

Bildiğiniz gibi taklit mercileri ve âlimlerinin delillerinden biri de, hükümleri, akıl ile çözümleme yeteneğidir. Tabi kendi kâmil olmayan akılları ile. Bunun üzerine, Kur’an-ı Kerim’den ve Ehli Beyt’in (a.s) sözlerinden, masum olmayan insanların, Allah’ın dini ile onların eksik akıllarının bağlantısını ve kâmil olmayan, yani eksik olan aklımızın, hayırlı gördüğü her şeyi hayırlı mı sayacağız?! Ya da şerli gördüğümüz herşeye, gerçekten şerli midir diye mi bakacağız?!

Savaş, hoşunuza gitmediği halde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.Bakara Sûresi 216

İmam Zeynel Abidin (a.s) buyurdu: Doğrusu, Allah azze ve celle’nin dini, bize teslim olmadan, eksik akıllarla, batıl görüşve zanlarla, yozlaşmış kıyaslamalarla elde edilemez. Ve kim bize teslim olursa sağlığa erişecektir ve kim bize sığınırsa hidayete erişecektir ve kim kendi görüşüne ve akıl ve fikrine tabi olursa helak olacaktır. Ne zamanki biz, bir hükümde bir karar verirsek, kalbiniz de buna itiraz ve inkâr edecek olursa, kendiniz bile fark etmeden, Fatiha suresi ve Kuran indirilen kişiye, kâfir olmuşsunuz demektir. Mustadrik-ulVesail C 17 S 262 Bihar-ulEnvar C 2 S 303

Ebu Basir der: İmam Sadık’a (a.s) sordum, bazı konular bizim önümüze çıkar ki onlar hakkında Kuran ve sünnet üzerinden hükmünü anlayamıyoruz. Kendimizden bir hüküm vermemiz mümkün mü? Buyurdular: Hayır. Eğer doğru hüküm verirseniz, ödüllendirilmeyeceksiniz ve eğer yanlış yaparsanız, Allah’ı yalanlamış olacaksınız. Usul Kafi C 1 S 56

Hükümleri fikir birliği ile çözümlemek

Ahkâmı fikir birliği ile çözümlemek demek, Kuran ve hadislerde olmayan hükümleri, âlimlerin ekseriyetinin görüşlerine göre amel etmek demektir. Yani âlimlerin çoğunun vermiş oldukları karara göre amel etmek anlamına gelir. Daha doğrusu, o âlimlerin yaptıkları batıl görüşleri ve zanları, yozlaşmış kıyaslamaları ile vermiş oldukları kararlar demek daha doğru olacaktır. Ve bu da bidat yapmak anlamındadır. Önceki bölümde bu olayın batıl olduğunu anlattığımız için, bu bölümde konuyu fazla uzatmadan Hz. Ali’den (a.s) bir hutbeyi nakledeceğiz.

Hz. Emirul Müminin Ali (a.s) buyurdu: Ahkâmdan bir hükmü onların birisine gelir, o da kendi görüşü ile hüküm verir, sonra o meseleyi başkasına sorar, o da bir öncekinden farklı bir hüküm verir, sonra o hükümleri verenler meseleyi onlara yetki veren büyük liderlerine gütürürler. O da, onların vermiş oldukları bütün farklı hükümleri sevap sayar. Onların Allah’ı, Peygamberi ve kitabı birdir. Acaba, Allah onlara ihtilaf için mi emir etmiş ki, şimdi onun emrini bu şekilde yerine getirmeye çalışıyorlar? Yâ da onları ihtilaftan men mi etti ki şimdi isyan ediyorlar?Acaba Allah’u Teâlâ eksik bir din mi göndermiş ki onlardan tamamlamak için yardım talep etsin? Acaba Allah dini yeryüzüne onların yardımı ile mi indirdi ve onlar bu konuda Allah ile ortak mıydılar? Ve şimdi onlar kendi görüşleri ile hüküm verip ve Allah da bu hükümlere razı mı olacak? Nehcul Belaga C 1 S 54 Hutbe 18

SONUÇ

İmam Sadık’tan (a.s) bir hadisle sonuca varacağız.

Ebu Besir der: İmam Sadık’tan (a.s) Tevbe suresi 31. ayet konusunda soru sorduğumda şöyle cevap verdiler. Allah’a and olsun ki, Ulema ve din rehberleri, insanları onlara ibadet etmek için çağırmadılar. Eğer çağırmış olsalardı insanlar kabul etmezlerdi. Bunun için, Allah’ın haramını helal ve helalını haram yaptılar ve bu şekilde insanlar farkında olmadan bilmeyerek onlara ibadet etmiş oldular. ÜsulKafiC 1 S 53

ŞeyhTusi, el İktisad kitabı’ndan taklidi şöyle tanımlıyor: “Eğer diğerlerinin sözünü kanıtsız taklid yaptığım için kabul edersem ve zaten taklidin gerçekliğide budur, o zaman bu akıl sahibi kişiler için vahim bir durumdur.” (sayfa10)

Allame Hilli taklitle ilgili şöyle der: “Taklit: Başkalarının sözünü kanıta dayanmadan kabul etmektir.” (Sadiye Risalesi, sayfa 9’daki dip not)

Muhakkik Hil, Mirac’ül Usül kitabında şöyle demiştir: “Taklit: Kanıt olmadan diğer kişinin sözünü kabul etmektir. Yani bunu mecbur etmektir. Ve bu tiksindirici birakılcılıktır.”

Muhakkık el Karki, taklit hakkında şöyle der: “Başkalarının sözünü tartışmadan ve kanıt olmadan kabul etmektir.” (Rasail al Karki, Cilt 1, sayfa 59’taki dipnot)
Taklitle ilgili anahtar kelimeler: kanıt olmadan izlemek, körlük ve entellektüel iğrençlik

Ey İman edenler; farkında olmadan ve bilmeden putlara (Âlim ve müçtehitlere) tapmaktan vazgeçin! Zira onları, Allah’a ortak etmektesiniz ve bundan dolayı da, Kur’an ve peygamberimizin varisi olan Ehli Beyt (a.s) bize bunu yapmayı şiddetle men etmişlerdir.

 

Vel hamdulillahi Rabbil Alemin

 Ve Salallahu ala muhammed va alihi muhammed El eimma vel mehdiyin ve sellim teslimen kesira

 Ve selamun aleyküm ve rahmetüllahi ve berekatü

Ana Sayfa